Yönetmen Haydar Işık ile Sinema Üzerine

Yönetmen Haydar Işık ile Sinema Üzerine

Haydar Işık İle Röportaj

-Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

1980 Malatya doğumluyum. 16 yaşına kadar Malatya da yaşadım. 16 yaşından sonra İstanbul a geldim. İstanbul Eminönü’nde ilk zamanlar işportacılık dediğimiz seyyar satıcılık yaptım. Bir zaman sonra enteresan bir şekilde kitaplarla tanıştım ve satmaya başladım. Kitaplar içinde sinema ile alakalı kitaplar çıktı sürekli karşıma … Sonra bir baktım yönetmen olmuşum. 11 kardeşiz. Firmamınız adı ondan dolayı 11K FİLM. Aile de sanatla ilgilenen tek benim. Diğerleri işinde gücünde hepsi garanti hayatları seçmişler. Ben daha çok riskli hayatı seviyorum. Çok klasik bir hayat düşünen insan sinemacı olamaz. Ailenin asi çocuğuyum aslında. Ailemin bir kısmı Malatya da bir kısmı İstanbul da. Yılın belli bir zamanını Malatya da geçiriyorum.

İlk sinema deneyiminiz nasıl oldu ve devamı nasıl gelişti?

Sinemadan önce yaklaşık 200 e yakın proje tamamladım, klip-reklam-tanıtım filmleri- ödül aldığım bir çok kamu spotu sonrasında anladım ki sinema bambaşka bir şey ,büyük bir aşkla kendimi sinemaya adadım.İlk deneyimim biraz hayal kırıklığı yaşattı ama öldürmeyen her acı güçlendirirmiş, ilki problemli oldu ama onunla birlikte 4 uzun metrajlı film deneyimim oldu .Çok ciddi tecrübeler bunlar,ilk çektiğim film “ Oğlum Bak Git“ti problemli olan filmim.. 17 günlük çekimden sonra filmi bıraktım, başka bir yönetmen çekti , durum yargıya intikal etti, yargıda haklarımı aldım ama başka bir yönetmen tarafından tamamlandı. Sonrasında 2014 yılında “Aşkopat’ı” çekip 2015 yılında vizyona soktum.2015 yılının sonunda “Yola Geldik” filmine başlayıp 2016 Nisanında vizyona soktum. Şimdi “Umudun Kıyısında” filminin çekimlerini yeni bitirdik. Bu filmde Mart 2017 de vizyona girecek gibi duruyor.

Peki Son Filminiz “UMUDUN KIYISINDA” biraz ondan bahseder misiniz?

Umudun kıyısında çok özel bir film , iki kanser hastasının hayatını konu alıyor, hikayesini ben yazdım ,senaryosunu Zeynep YILMAZ yazdı. Projeyi masaya koyduğumda İsmail ÇAĞLAR olur hocam çok iyi olur dedi ve çocukluk arkadaşım Tayfun ALTUNTAŞ da uygun görünce birlikte yol aldık…Burçin ABDULLAH, Levent SÜLÜN , Ümit ACAR ,Mihriban Er, Gülşah ÇOMOĞLU ve geleceğin büyük oyuncuları arasında gördüğüm Fırat Can AYDIN Kardeşimiz yer aldı filmimizde ,hepsi özveri ile rollerini tamamladılar,çok emek verdik birlikte. Görüntü yönetmemiz Soner BUVAN ve tüm ekiple keyifli bir çalışma oldu diyebilirim. Sinema emekçisi ekip arkadaşlarıma ve bizlere inanıp destekleyen herkese çok teşekkür ediyorum…

-Neden Sinema?

Kitapçılık yaptığım dönemlerde elimizde cep telefonu yoktu . Akşam bekar odasında kalıyorduk. Satılamayan kitapların bir kısmını her akşam okumaya başladım. Enteresan bir durum oldu; sinemayla ilgili bir kitap önüme çıkıp duruyordu. “Sinemanın beş temel öğesi” kitabını okumaya başladığımda kafamdaki ağacın tüm yaprakları birden yeşermeye başladı. İçimde bir heyecan oluştu. Sonra sinema ile ilgili tüm kitapları okumaya başladım. Sonrasında özel eğitimler aldım, asistanlık,yardımcı yönetmenlik vs ….

-Sinemaya sık sık gidermiydiniz?

Sinema izlemeyi çok severim. İzlemek farklı bir şey, izlediğiniz filmi yorumlarsınız ama yapmak çok başka bir şey,film yapmak ise çok farklı ve ayrı bir şey. Yani kendinizin oraya ait olduğunuzu hissetmeniz lazım. Sinemanın bir parçası bir malzemesi oluyorsunuz. Bugün yönetmenlerde, sette ki çaycılarda bence sinemanın bir parçası. Aslında sinema çok özel bir şey. Küçüklüğümden beri oyuncaklara çok ilgi duyardım. Hiç değişmedim halen öyleyim. Mesela insanlar normal araç alırlar, ben oyuncak şeklinde bir araba alırım, yaparım, kullanırım. Atıyorum çok eski bir arabayı alırım, özel bir dizayn ederim o şekilde kullanırım. Biraz farklıyım.

-Oyuncu olmayı düşündünüz mü?

2000’li yıllarda bu işe başladım. Kitap serüveninden sonra Beşiktaşta bir kitap evi açtım. Hem kitap sattım hemde sinema ile uğraştım. Sadece sinema ile uğraşacağım dersen aç kalırsın. Ülkemizde sinemayı asitte eden kurum veya kuruluş yoktur. Sinemacılara sahip çıkan sivil bir toplum var gibi duruyor ama yok. Bugün sinema ile uğraşan bir sürü insan var ama hepsi maddi sıkıntı yaşıyor, bunu gördüğüm için kitapçılığı bırakmadım. Hem kitap satıp hem sinema ile uğraşarak maddiyatı bu şekilde dengeleyip ekonomik anlamda bir krize girmedim. İlk başlarda oyunculukta yaptım, küçük roller çok kayda değer şeyler şu anda değil ama belki üç dört film sonra kendim yazıp kendim yöneteceğim kendim oynayacağım bir film yapacağım. İstediğim bir şey, oyunculuk anlamında gerçek birikimi sağladıktan sonra şartlarımı sağlayıp yapacağım bir şey.

-Örnek aldığınız yönetmenler var mı?

Örnek aldığım değil de imrendiğim yönetmenler var. İsim vermeye gerek yok şunu söylerim örnek alırsan kopya çekmiş olursun. Bu tamamen özgün bir iş olduğu için hepsinin hayatına saygı duyarım.

-Genel olarak sektörün durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biraz siyasi bir söylem olacak ama ben çok realistim, bu durumda üç tarafı denizle dört tarafı düşmanla çevrili bir ülkede yaşıyoruz. Gerçekten kolay bir ülkede yaşamıyoruz bunun farkında olarak ülkemiz üzerinde oynanan oyunlarında farkındayım insanların algı operasyonları içinde verdiği mesajları iyi anlıyorum. Hassas bir dönemdeki bir kriz süreci yaşadık maalesef ülkemiz üzerinde karanlık güçler bir darbe girişiminde bulundular memleketimizi darbe yoluyla işgal etmek için bunu yaptılar. Ülkemizde refahın, mutluluğun kökünü kazımak için yapılan bir operasyondan çıktık sonuçta çok şükür milletimiz her şeyin farkında, böyle bir oyunun içine girmedi. Herkes çok sağlam durdu, Cumhuriyetimize ve demokrasimize çok iyi sahip çıktılar. İşgalaltında zengin yaşayacağıma özgürlük içinde birgün yaşarım. Bütün sektörlerde olduğu gibi bu bizim sektörü de vurdu. Sektörü de çok etkiledi. Geçen sene çekilen film sayısı örneğin 200 iken bu sene 100 ü bile geçmedi. İnsanlar yatırımdan korktu. Böyle bir durum da yatırım yapmak çok zordu. Herkes bana şunu söyledi;hocam emin misiniz? bakın böyle durumlar var. Emindim kendimden, ülkem neleri neleri atlattı bunu mu atlatamayacak diye 15 temmuz sonrası film çektim. Herkes korkup bankalardan parası çekerken, gayrimenkullerini değerlendirip başka planlar yaparken elimde avucumdaki son parayı koydum film yapacağım dedim. Memleketime güveniyorum, istikrarına güveniyorum ve yaptım. Çok şükür filmimi yaptım çokta güzel oldu. Çok parası olupta bu cesareti gösteremeyen bir sürü insan var. Krizi yapanda çıkaranda gene toplumdur, hükümet sadece öneri yapar. Sözde kriz başkadır gerçek kriz başkadır. İnsanlar bir şekilde günlük hayatın içine dahil olmak zorunda.

-İnternet sinema sektörünü nasıl etkiledi?

Bence Türkiye çok etkilenmedi. Son 15 yılık istatistiklere bakarsak Türkiye de tüm sinemalara ortalama aylık 8 ila 10 milyon bilet satılır. Giderek çoğalır hiçbir zaman düşmemiştir bir tek bu sene yani 2016 da bir düşüş yaşandı. Parası olmayan insan izlesin bence, eğer sinemaya gidip bilet alamıyorsa izlesin. Cebinde parası olup da sinemaya gitmek yerine internetten izliyorlarsa, sinema kadar keyif vereceğini düşünmüyorum…

-Kendinizde bir şeyleri değiştirmek isterseniz neleri değiştirirdiniz?

Değiştirmek istediğim bir şeyim yok. Mutlu bir insanım, alkol kullanmam, sigara içmem, gece kulüplerine bile çok gitmem.

-Türkiyede dizide drama sinemada komedi tutuyor gibi bir algı var. Son yıllara bakıldığı zaman en yüksek gişe elde eden filmler komedi filmleri siz bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Ben yapılan hiç bir filme yorum yapamam, sonuçta o işin arkasında ki emeği bilirim. Her filmin bir alıcısı vardır. Örneğin lider bugün Recep İvedik’tir ama buna saygı duymak lazım çünkü halk bunu istiyor. Aslında birazda halkın kültürünü de yansıtıyor. Bunu yadırgadığım için söylemiyorum. Sanatsal filmler ülkede çok tutmaz mesela ama dram dizide sinemada diye bir algı yoktur. Örneğin “Babam ve Oğlum”, “Issız Adam” bunlar dram gibidir aylarca vizyonda kalan filmlerdir. Komedi filmi deyince Recep İvedik’leri söylersiniz, Kolpaçino’ları söylersiniz bu serilere bakarsınız başka bir şey yok yani.

-Türk sineması Cannes, Venedik film festivallerinde ses getirdi ama Oscar da henüz bir başarımız olmadı, bunun ile ilgili ne söyleyebilir siniz?

Geçen 21. YY en iyi film seçildi. Bunlardan bir tanesi “Bir Zamanlar Anadolu da“. Filmin gişesine baktığında 18 bin de kaldı ama 21.yy en iyi filmlerinden bir tanesi seçildi. Biz sinemada kötü yerde değiliz sadece bende dahil olmak üzere halen düşük bütçeli filmler yapmak zorundayız. Elimizdeki imkanlar kısıtlı, yani ben bugün programa baktığım zaman on sayfalık iş çekeceğiz diyorlar, çekmek zorundayım çünkü o iş ile ilgili 20 günlük sürem vardır 21. günü koyma lüksüm yok. Bir günlük bütçe demek on bin lira demek. Çok küçük bütçelerle film çekmeye çalışıyoruz. Bundan dolayı ben şuna inanıyorum Türkiye de ki yönetmenlere yapımcılara gerçek imkanlar verilsin emin olun ki net bir şekilde söylüyorum Oscar da da ses getiririz yeni bir kuruluş olur orda da ses getiririz. İmkansızlık, Türkiye de sinemaya yeteri kadar destek verilmiyor. Devlet sinemaya istisna tanımak zorunda. En etkili iletişim aracı sinemadır bence…

-Hayatımın filmi veya kitabı diyeceğiniz film\kitap var mı?

Var tabii ki. Anthony Robbins “İçindeki Devi Uyandır” kitabı . Her insan içinde bir dev vardır, yatırma onu.

-Kırmızı Türk - Spikerlerdünyası hakkında neler söylersiniz?

Bence oldukça başarılı, güzel çalışılıyor, çünkü bu tarz aktivitelerin öncüsü olmakta çok önemli sonuçta o bir parça. İnsanların okumasını teşvik ediyorsunuz. Sinemanın sorunlarını ben kalkıp kitleye anlatamam siz kitleye ulaştırıyorsunuz. Burda çok önemli bir misyonunuz var. Ben teşekkür ediyorum emeği geçen herkese.

-Son olarak eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Son olarak eklemek istediğim bir şey var. İyi insan olmak için çalışalım. Biz iyi olabilirsek çevremizdeki insanlar iyi olabilirse gerçekten dünya iyi olur, bu kadar kan, göz yaşı gerçekten durabilir. İyi düşünmeye ama yürekten inanırsak bence dünya güzelleşmeye başlayacak. Tek dileğimde budur derdimde budur.
Yeni bitirdiğim bir film var “Umudun Kıyısında” mart 2017 de vizyona girecek. İki tane kanser hastasının hikayesini anlatıyor. İçine komedi de kattım, insanlar 90 dakika dram izlemesin biraz nefes alsınlar diye. İnsanlara onların gözünden bakma fırsatını sundum. Biz kanser hastası olsak ne yapardık. Hikayesi bana aittir, metin yazarlığını senaryosunu Zeynep Yılmaz’a yazdırdım. Bunun hikayesini yazarken yakın bir arkadaşın yakının böyle bir hastalığı vardı. Gece yatarken ben kanser olsam ne yapardım. O günden sonra 3 gün boyunca kendimi kanser hastası olarak yaşatacağım ve ne yapardım. Her şey değerini yitiriyor bir tek sevginin ailenin değeri olduğunu gördüm. Bu filmi de o mantıkla yazdım. Eskişehir de çektim. Buradan Eskişehir Sivrihisar belediye başkanı Hamit Yüzügüllü’ye teşekkürlerimi iletiyorum. Herkesin izlemesini tavsiye ediyorum.

Röportaj : Elif Çobanoğlu


Yönetmen Haydar Işık ile Sinema Üzerine